Herkese Merhaba;

Bu hafta Focus Studio’nun blog konusu, Fenerbahçeli milli yüzücü Gizem Öbekli (Papila).  Focus Studio’nun çok sevdiğimiz üyelerinden olan Gizem’le yüzme sporu, pilates,annelik gibi konuların yanında son dönemlerde ilgilendiği cup cake ve konsept kurabiye yapımı ile ilgili enine boyuna çok hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisiyle röportaj yapmak bizim için çok keyifliydi,umuyoruz ki sizler de okurken aynı keyfi alırsınız.

Gizem ve İremGizem ve İrem Pilates

BELKIS TUĞCU: Küçük bir röportaj yapacağız seninle, dersten sonra da iyi gidecektir diye umut ediyorum. Gerçi pilates yordu biraz seni  öncesinde ama.

GİZEM ÖBEKLİ:  (Gülüyor) Asla,çok iyi hissediyorum kendimi aksine.

ŞİRVAN DENİZCİ: Çok ciddi olmak zorunda değiliz rahat  bir sohbet olsun. Bu arada blogumuzun ilk röportajı seninle olacak.

GÖ: Hayırlı olsun devamı da gelsin inşallah.

BT: İlk olarak yüzmeye nasıl başladın bize biraz anlatabilir misin? Hatta  spor yapmaya nasıl başladığınla başla istersen,çünkü daha sonra yüzmeyle nasıl bir bağlantısı oldu bu başlangıcın ondan bahsedebilirsin.

GÖ: 18 aylıkken aşırı hiperaktif ve aşırı kilolu bir çocukmuşum. Annem de bunu dert ederek hem enerjimi atmam hem de bana hareket olsun diye düşünerek beni Namık Ekin e götürmüş ve spor yaşantıma ilk adımı atmışım açıkçası.

BT: 18 aylıkken? Biraz erken değil mi?

GÖ: (Gülüyor) Evet öyle, dört yaşıma kadar Namık Ekin’e gittim ve 3-4 sene de bale yaptım.10 yaşımdayken Bakırköy’de yaşıyorduk, Ataköy’de Olimpiyat Evi 50 metrelik yeni havuz yapmıştı ve bizim komşumuzun oğlu orada yüzmeye başlamıştı. O dönemde ona olan kıskançlığımdan ben de yüzeceğim  diye tutturmaya başlamam üzerine ailem beni yüzmeye verdi. Yani herşey aslında çocukça bir kıskançlıkla başladı. Suyu çok sevmemin de etkisi büyüktü tabi.

ŞD: Daha o yaşlardan itibaren iddialı bir yapın varmış ama demek ki.

GÖ: Evet, ama işin komiği ben yüzmeyi kendi kendime öğrenen bir çocuğum da bir yandan. Kollukları ayaklarıma geçirip başım suyun içinde bacaklarım dışarıda ilginç denemeler falan yapardım mesela. Annem böyle şeyleri gözlemleyerek beni yüzmeye vermeye karar verdi. Yüzmeye ilk başlandığında kursiyer diye başlanır. Antrenörler  kursiyer grubunda baktılar ki seviyem o gruba göre daha ileri,beni üst kademeye aldılar. Antrenörüm anneme bu kız çok başarılı bir sporcu olacak dediğinde annemle babam  pek önemsememişlerdi hatta  ilk başta.

ŞD: Ama bildiğim kadarıyla sen daha sonra ardarda rekorlar kırdın. Biraz bahsedebilir misin onlardan?

GÖ:  Evet, ki ben aslında yüzmeye geç başlamışım,yüzme camiasında bu spora başlama yaşı 4 ya da 5 yaş civarındadır genelde. Ben 10 yaşımda başladım ardından 11 yaşımda Heybeliada su sporları klübüne başladım ve 15 yaşa kadar olan tüm rekorları 11 yaşımda kırdım. Sonra iki yıl boyunca orada yüzdüm. Ben uzun mesafe yüzücü değilim sprinterım, yani 50-100 m. gibi mesafelerin sporcusuydum. Daha sonra Fenerbahce spor klübüne başladım 13-14 yaşımdan itibaren de 18 yaş ve artıyı, açık yaş rekorları kırmaya başladım. Daha sonra o döneme kadar 10 yıldır kırılamamış rekorları kırmaya başladım. 1999′da 15 yaşımda milli takımda yüzmeye başladım. İlk yarışmam Çek Cumhuriyeti’nde olmuştu. Daha sonra Avrupa büyükler vs. diye devam etti. Sonra epey bir süre böyle devam ettim ta ki eşimle tanışıp evlenme kararı alana kadar.

BT: Bu anlattıklarından çalışmalarının çok yoğun olduğu anlaşılıyor. Bir günün nasıl geçiyordu?

GÖ: O dönemde benim günüm sabaha karşı 03 00 de başlıyordu. Lise dönemindeyken  Beylikdüzü’nde oturuyorduk ve benim antrenman yaptığım yer Kadıköy’deydi, okulum ise Florya’daydı yani tüm istanbulu geziyordum gün içinde. Sabah 03 00 de babamla birlikte kalkıyorduk ve bazen ben gitmiycem bugün diye sızlanıyordum uyumak istiyorum deyip yatağa yapışırdım babam beni yatakla beraber kaldırırdı neredeyse.( Gülüyor ) Benden bile daha özverili ve disiplinliydi yani beni çok desteklerdi.

ŞD: Sadece spor veya sanat değil, her konuda doğru yönlendirilme çocuk için en büyük destek  sanırım. Sözlerini çok bölmeyelim ama biraz sonra onunla ilgili de birkaç şey soracaktık aslında sana. Peki neden sabah 03 00 de başlıyordu senin için gün? Antrenmanların özellikle sabaha karşı olmasındaki sebep nedir? Bunun biyolojik saatle vs. bir ilgisi var mı, yoksa zaman problemi mi?  Yüzücüler sabah çok erken saatte antrenman yapar diye bir kural yok herhalde değil mi?

GÖ: Yok yok, onunla hiç alakası yok bu sadece zaman yetmediği için yapılan bir şey. Hepimizin okulu  ve kurulu bir düzeni vardı. O düzenin üzerine bir düzen daha kurmaya çalıştığımız için gün bize yetmiyordu sebebi bu. O saatte başlıyorduk çünkü, sabah 05 00 de antrenmanlarımız başlardı. Sabah ayazıyla beraber güne başlıyoduk, güneş doğmadan antrenman başlıyordu. Saat 04 00-05 00 gibi karşıda olurdum önce kara çalışması dediğimiz  bir saatlik kondüsyon çalışması olurdu, daha sonra 2 saat yüzmemiz olurdu. Saat 07-00 gibi sudan çıkardım,babam beni hala bekliyor olurdu kapıda daha sonra beni Kadıköy’de deniz otobüslerine bırakırdı. Saat 08:20 de okulda dersim başlardı,deniz otobüsünden 08-00 de iner taksiyle Florya’ya okula giderdim. Öğleden sonra 16 00 ya kadar okul sürerdi. 16-30 deniz otobüsüne yetişir tekrar Kadıköy’e geçerdim. Saat 17 30- 18 00 gibi antrenmanımız başlardı. Yine ilk etapta kondüsyon ve ardından iki saatlik yüzme (bu 5,5 – 6 kilometrelik bir yüzme demek) Daha sonra akşam 19 30 gibi sudan çıkmış olurdum. Tekrar Kadıköy’den Karaköy’e vapurla geçerdim babam beni orada karşılardı ve herhalde akşam 21:30 gibi evde oluyorduk.

ŞD: Profesyonel bir yüzücü haftada kaç gün ve günde kaç saat çalışır?  Ayrıca insanlara yüzme sporunu niye tavsiye edersin?

GÖ: Haftanın 6 günü çalışırdık. Bir tek Pazartesi günlerimiz boştu. Hergün çift antrenman olmak üzere günde toplam  altı ila sekiz saatlik antrenmanlar yapıyorduk. Tek fark, haftasonları iki antrenman arası dinlenme süremiz daha az oluyordu okul vs. olmadığı için. Yüzmeyi neden tavsiye ederim sorusuna gelince; Bir kere insan vücudunun direncini çok arttıran bir spor, ben yüzdüğüm dönemde ne grip olduğumu bilirim ne ateşlendiğimi bilirim. Yüzmeyi bıraktıktan sonra griple tanıştım diyebilirim neredeyse. Her kas grubunu aynı anda çalıştırabildiğiniz bir spor. Ayrıca kendinizi suda çok özgür hissediyorsunuz. Bir kere bireysel bir spor.

ŞD: Zihinsel olarak da bir takım faydaları olsa gerek yüzmenin. Bir çok insan yüzmeyi sever özelikle yazın denize havuza vs. giderler ama yüzme profesyonel anlamda hayatınıza girdiğinde iş değişiyor. Bir kere sudaki kondüsyon karada uygulanan sporlara göre daha farklı.  Bu  ayrıcalığın zihinsel rahatlamaya etkileri de çok farklıdır diye düşünüyorum. O harika su altı çekimleriyle,yüzme yarışmalarını izlerken hep merak ederdim. Tutturulan tempo ve suyun sesi çok derin bir konsantrasyon sağlıyor olsa gerek sporcuya yüzerken. Bir yüzücü, kas kuvveti vücut direnci gibi şeylerin dışında yüzerken neler hisseder biraz anlatır mısın?

GÖ: Bir şeyin altını çizmek istiyorum, mesela biz yarışa girdiğimiz zaman düşünün bütün yıl antrenman yapmışsınız o yarışa odaklanmışsınız  o yarıştan iki saat önce hiç bir şey düşünmeyip yarışa kilitlenmiş haliniz ile bunun tam tersi lakayt veya aklınızın başka bir yerde olduğu bir ruh haliyle o yarışa katıldığınızda aldığınız derece arasında o kadar büyük bir fark hatta bir uçurum var ki inanamazsınız. O konsantrasyon çok önemli, zaten suya girdiğiniz anda dünyanız orası oluyor. Aklınızda  başka hiç kimse ve hiç birşey olmuyor. Kendinizle yarışıyorsunuz aslında. Bir önceki dereceden daha iyisini yapmak için kendinizle bir savaş bu.

ŞD: Yani aslında yan kulvarı bile unutuyorsun o halde.
GÖ: Unutuyorsun evet, zaten yanına baktığın ya da ilgilendiğin an iş bitiyor. Sadece kendinle yarışman kendinle savaş vermen gerekiyor ki daha iyisini yapabilesin.  Yanındakine baktığın an ip kopuyor.

BT: Bu şekilde yoğun bir odaklanma gerektiren, bu tarafı ağır basan sporlar için yoga,pilates gibi ezgersizlerin  ekstra önem taşıdığını düşünüyor musun?

GÖ: Evet kesinlikle. Biz bu tarz ek takviye egzersizler yapıyorduk zaten o dönemde. Bizim o antrenmanlarımız esnasında pilates denge için çok önem taşıyordu bir kere.

ŞD: Başka hangi sporlarla uğraştın? Pilates ve diğer egzersizler yüzme için takviye egzersizler ama bunların dışında  keyifli bulduğun için başka spor dallarıyla ilgilendin mi, zaman bulabildin mi, ya da merak ettin mi?

GÖ: ( İç çekiyor) Hiç hiççç vaktim olmadı. Çok merak ettim ama olmadı, mesela kayak yapmak istedim ama yüzmeye çok ters bir spordu ve sakatlık riski olduğu için olmadı. Fakat hep heveslendim.

ŞD: Yüzücü olmasaydım kesin yapardım dediğin spor kayak mıdır?

GÖ: Muhtemelen evet ama yine yüzücü olmak isterdim sanırım çünkü su aşığı bir insanım. Bir kere beni çok sakinleştiriyor, mesela antrenmana girmeden önce bir şeye mi sinirlendim, o havuza girdiğim andan itibaren suyun sakinleşmeme etkisi apayrı birşey. Bütün öfkemi ya da üzüntümü suda  bırakma lüksü paha biçilmez.

BT: Biraz da yüzme dışındaki hayatından bahsedelim.Hatta yüzmeyi bırakmana sebep olan etkenlerden biraz bahsedelim.Eşin de yüzücü mü?
GÖ: Hayır, buna herkes çok şaşırıyor çünkü yüzücü yüzücüyle evlenir,yüzücünün halinden yüzücü anlar diye düşünülüyor aslında. Açıkçası eşim ilk tanıştığımız dönemde çok özverili davrandı, benimle beraber  çok perişan oldu çünkü biz bir kampa giderdik 15-20 gün yokuz. Düşünsenize sevgiliniz sizi o kadar gün göremiyor. Onun açısından bakınca bir yüzücüyle olmak çok zor. İlişkimiz  2007 yılında başladı,kamplar,antrenmanlar,yarışmalar, az görüşebilmeler vs. derken 2009 yılında evlendik.

ŞD: Peki yüzmeyi bırakman şart mıydı,neden sürdürmeyi düşünmedin?
GÖ: Hayatımın yüzde seksenini su kaplıyordu ve ben o su döneminde herşeyden çok fazla uzak kaldım, aileme daha çok vakit ayırmam gerektiğini düşündüm açıkçası. Mesela ben hiçbir bayramı,tatili vs. ailemle geçirdiğimi hatırlamıyorum. Çünkü ne zaman bir bayram dönemi gelse biz ya kampta ya yarışta olurduk. Ve artık noktalamam gerektiğini düşündüm. Açıkçası zirvede bırakmak istedim biraz da. Özellikle aile hayatı devreye girdiğinde herşeye aynı anda bölünemeyeceğim için ve hem aile hayatımda hem de sporculuğumda verimsiz bir hale gelip noktalamaktansa zirvede noktalamamın daha sağlıklı olduğuna karar verdim. Zaten yüzmeyi bırakma kararımın hemen ardından evlilik gündeme geldi, aslında evlendiğim için bırakmış da değilim. Zaten evlendikten 10 ay sonra da kızım İrem’e hamile kaldım.

Matwork Focus StudioFocus Studio
BT: Şu anda ondan bahsederken bile gözlerinin içi gülüyor. Oldukça genç anne oldun sanırım. Bununla ilgili ne söylemek istersin?

GÖ: Evet eşim iyi ki  beni planladığımdan erken çocuk sahibi olmak için ikna etmiş. Ben hep iki yıl sonrasına plan yapıyordum ama İrem doğduktan sonra eşime keşke daha bile önce kandırsaydın beni dedim.(gülüyor)

ŞD: Tanıdığım bazı sporcu ve sanatçılar kendi yaşadıkları zorlukları gözönünde bulundurarak kendi çocuklarının asla aynı mesleği yapmasını tercih etmiyorlar. Kendi deyimleriyle daha düzenli saatlerde çalışacağı,masabaşı işlere falan yönlendirmek istediklerini ifade edenler var. Hatta engel olmaya kadar işi vardıranlar var. Özellikle dans camiasında böyle düşünenlere sık rastlıyorum. Senin böyle bir bakış açın var mı,yoksa onun yüzme veya herhangi başka bir sporla ilgilenmesini ister misin ya da yönlendirir misin?

GÖ: Kesinlikle yok. Açıkçası herşeyi denesin istiyorum özelikle.  Eğer isterse ilk etapta cimnastik yapmasını sağlamak isterim. Altyapısını çok verimli etkilediğini düşünüyorum çünkü. Herşeyi tatsın istiyorum, basket oynasın tenis oynasın yüzsün,sanata merakı varsa bale yapsın dansetsin vs. ve herşeyden lokma lokma tatsın istiyorum ve sonra gelsin bana “anne ben bunu seçtim” desin ve ben onu profesyonel olarak sectiği şeye yönlendireyim istiyorum, hiç baskı yapmak  istemiyorum.

ŞD: Çok güzel bir bakış açısı, tüm aileler böyle düşünse ve imkanları dahilinde buna yön verse çocukları için keşke çünkü sanat ve spor özellikle yönlendirilmenin önemli olduğu konular. Eğer çocuklar doğru yönlendirilmezse  hayat boyu ya bazı şeyler içinde kalmış bireyler olarak yetişiyorlar ya da yanlış yerlerde enerjilerini  tükettikleri için başarılı olamayan mutsuz insanlar haline geliyorlar. Bunun içine bir bilgisayar muhendisini de sokabiliriz tabi,böyle bir mesleği seçen birine tutup zorla basket oynayacaksın da denemez.
GÖ: Tabi ki öyle,kesinlikle katılıyorum ben bu konuda çok şanslıydım ve kızımı da bu şekilde yetiştireceğim.
ŞD: Yüzmeyi bıraktıktan sonra arka plana geçip yüzücü yetiştirmeyi,antrenör olmayı düşündün mü ?
GÖ: Düşündüm. Aslında ilk evlendiğim dönemde Fenerbahce Klübü böyle bir teklifle gelmişti sana bir grup verelim öğrenci yetiştir alttan diye.  İlk önce peki dedim ama o ara hamile kaldım ve kendim için yüzmeye başladım hareketsiz bir hamilelik geçirmek istemiyordum çünkü. Ve  antrenörlük yapmaya da başlamadım.
ŞD: Hamileyken yüzdün yani harika. İyi ki altını çizdin. Çünkü genelde hamile kalan insanlar kendilerini pamuklara sarıp herşeyden elini eteğini çekerler. Bizim toplumumuzda bu çok yaygın,hamile kalınca çevresindekiler de  değişir birden o kişiye karşı. Arkasına yastık koymalar, oturtmalar, elinden iş almalar başlar. Hasta muamelesi görmeye ve öyle hissetmeye başlar bir çok kadın hamileyken. Tabi  doktorlarının riskli gördüğü durumlar için 9 ay yatmak zorunda kalan hamileleri ve benzeri durumları bu söylediğimin dışında bırakarak konuşuyorum. Ama ne güzel ki sen hiç korkmadan hayatına devam etmişsin bunun altını çizmek istedim.
GÖ: Evet evet kesinlikle  doktoruma yüzmek istiyorum dedim bana iyi geleceğini düşünüyorum dedim. O’ da senin riskli bir durumun yok çok zorlamadan kendini istediğini yapabilirsin dedi bana. Benim yüzmemin İrem’e de iyi geldiğini düşünüyorum. Ben yüzdüğüm günler İrem’de daha hareketli oluyordu  karnımda  özellikle gece 03:00 de falan hareketleri çok artardı.
BT: Gece 03:00 ? Yalnız dikkatimi çekti senin antrenman için güne başladığın saatler değil miydi o saatler?  Daha doğmadan sana çekmiş İrem.
GÖ: ( Kahkahalar ) Ahh evet, hayat hep bende gece 03:00 te başlıyormuş hakikaten.
ŞD: Şimdiden sonra antrenör olmayı düşünmez misin artık. İnsanların üretkenliğinin  hiç durmamaması  gerektiğini düşünerek soruyorum bu soruyu. Tamamen noktaladın mı yani yüzme ile ilgili herşeyi?
GÖ: Çok haklısın aslında ama, yüzücü veya antrenör arasında zamanı kullanma açısından pek fark yok. Yani yüzücülük dönemimde gösterdiğim özveriyi yine aynı şekilde göstermem gerekecek,yine güne çok erken başlamak ve geç bitirmek zorunda olmam gerek.  Sporcu yetiştirmeye başlarsam yine önceliklerimi buna göre ayarlamam zorlaşacak ve eşimle çocuğuma zaman ayırmam mümkün olmayacak. Bir de yaptığım işin hakkını vermeyi isterim her zaman. Yani yarım yamalak olacaksa hiç olmasın, olacaksa tam olsun diye düşünürüm. Aileme ya da yetiştirdiğim sporcuya verimli şekilde zaman ayıramama lüksüm yok. Ya hep ya hiç diye düşünüyorum. Şu son dönemde aileme geçirdiğim zamanın dışında kendim için birşeyler yapmayı tercih ediyorum. Mesela sizinle pilatese başladım haftanın 3 günü ama o bile az geliyor yoğun spor yapmış birine açıkçası. (Belkıs’ a dönerek) Her ne kadar Şirvan Hoca olmaz dese de ben 4- 5 gün gelmek istiyorum aslında ama Şirvan Hoca “illaki  4-5 gün egzersiz yapacaksan sırf pilates olmaz kardio ekle yanına en azından” diyor.  Stüdyodan eve  yürüyerek gidip geliyorum zaten ve o bir saat bana çok iyi geliyor. Bir de bu aralar kurabiye ve cup cake yapmam gündemde. Evimde yapıyorum. Hem bu sayede İrem’e de vakit ayırabiliyorum. O’nunla birlikte yapıyoruz gibi bir şey  sipariş gelince onları yetiştiriyorum, haftanın 3 günü de sizinle buradayım zaten pilates için.

ŞD: Herşey böyle başlıyor zaten, çeşitli hobiler edinerek ve farklı şeyler öğrenmek için adım atmakla hayat değişiyor ve bir yere doğru gitmeye başlıyor. Bir şeyler üretmek çok güzel bir şey. Kurabiye ve cup cake işini ilerletmeyi düşünüyor musun?

GÖ: Evet düşünüyorum. Hem çok keyif alıyorum hem de bana uygun bir iş olduğunu düşünüyorum. Hayat sadece gezmek,alışveriş yapmak, tv başında oturmak ya da rutin şeyler yapmak değil bence,hayatın içinde spor da var,ailenle kaliteli zaman geçirmek de var,bir şeyler üretmek ve öğrenmek de var.
ŞD: Zaten bence sporla uğraşan ve bedensel farkındalığı artan insanlar aslında bu söylediğin şeyi en çok önemseyen insanlar. Doğayla haşır neşir olan,spor yapan, bedenine iyi davranan ve bu anlamda farkındalığı artan insan zaten alışveriş merkezlerine, monotonluğa vs. tahammül edemeyen insan demek diyebiliriz öyleyse değil mi?

GÖ: Kesinlikle evet…Mesela pilatese vakit ayırdığımdan beri farkettiğim bir şey var ki buradan kafam çok boşalmış ve rahatlamış çıkıyorum derslerden sonra. Bazen bütün gece İrem’le uğraşmış  ve yorgun kalkmış oluyorum buraya yorgun geliyorum ama buradan çıktIğımda çok dinç hissediyorum kendimi. Yüzerken  hissettiklerime yakın şeyler  hissediyorum mutlu ve zinde çıkıyorum buradan.

ŞD: Aslında tüm bu sohbet esnasında çok güzel bir anafikir de çıkıyor ki, spor yapmak ve egzersiz için istedikten sonra çok da güzel zaman bulunuyor. Senin çok genç yaşlarında yüzme için gününü nasıl organize ettiğini anlattığın bölüm,spora başlamak ya da devam ettirmek için bahaneler bulan herkese örnek olmalı aslında. İstedikten sonra herşey için zaman bulunur, yeter ki kafaya koyup kararlı olunsun. Genelde bayanlar biraz daha bu tür bahanelere yatkın oluyorlar erkeklere göre. Konu egzersiz yapmak olduğunda “Çocuklarla uğraşmak, alışveriş,yemek hazırlamak,temizlik vs.” diye anlatmaya başlıyorlar ve en sonunda da” vakit bulamıyorum”la bitiriyorlar cümlelerini, bununla ilgili ne düşünüyorsun?

GÖ: Evet hatta bir çok bayan evden dışarı çıkmıyor, bir şeyleri denemiyorlar bile. Bir yürüyüş bile birşeyleri değiştirebilir. Sanırım günü düzgün organize etmekten geçiyor işin püf noktası. Gününü çok iyi planlayan insanlar var, zaten onları görünce  vakit yok bahanesi hemen çürüyor. Burada kasdettiğim biraz önce anlattığım gibi hayatlarının yüzde seksenini spor veya egzersizle geçirmeleri değil.  Bu yaşam şekli profesyonel bir sporcunun yaşam şekli. Ama haftada 3-4 saatini egzersize ya da hobilere ayrımak çok da zor değil bir kadın için. Ayrıca bu şekilde kendine zaman ayıran bir kadın bence çok daha enerjik ve diğer işlerini de çok yorulmadan halledebilen biri haline dönüşüyor zamanla.

BT: Kesinlikle, zaten herhangi bir sporu yaparken bazı hareketleri yapamayınca bile ne yapmalıyım diye düşünüp çözüm üretmeye çalışıyorsun, daha sonra bu senin bakış açın haline geliyor ve hayata da öyle bakmaya başlıyorsun,sorunları da o şekilde çözebilir oluyorsun.
ŞD: Bir de sanırım disiplinli olmak önemli. Yani disipinden kasıt, katı olmak ve esnek olmamak demek değil, düzenli ve özenli olmak yeterli.
GÖ: Evet…Mesela ben daha önceden de pilates yaptığım için ve spor hep hayatımın içinde olduğu için bir çok egzersiz hareketine aşina olmamın verdiği rahatlıkla,İrem doğduğunda evden çıkamadığım dönemde evde bile o disiplini geliştirmiştim, hertürlü kendime vakit ayırıp egzersiz yapıyordum. Teknik olarak emin olduğum hareketleri evde yapıyordum ve bunu gayet de düzene oturtmuştum sonra İrem büyüdükçe bu sefer  ben egzersiz yaparken gelip göbeğime oturmaya ya da kafama çıkmaya başladı tabi. Ben de tamam artık dedim İrem bensiz vakit geçirebilecek hale geldi onu babaannesine bırakıp yavaştan  kendime vakit ayırmaya başlayabilirim.

Pilates Focus StudioGizem PapilaŞirvan Denizci

ŞD: Ve bu sayede bizimle tanıştın buraya gelmeye başladın.

GÖ:  (Gülüşmeler) Evet.

BT: Çok keyifli bir sohbet oldu  çok teşekkür ederiz sana. Aslında bir çok soru hazırlamıştık ama sen bir soruya bile o kadar güzel ve detaylı,dolu dolu cevap verdin ki zaten hazırladığımız tüm soruları  kapsamış oldu sohbetimiz. Ağzına sağlık.

ŞD: Tam hayalimizdeki gibi oldu ilk röportajımız çok teşekkür ederiz. Hem tanıştığımız için  hem de birlikte pilates yaptığımız için çok mutluyuz. Derste görüşmek üzere.

GD: Ben de çok teşekkür ederim :)

 

Tüm üyelerimiz ve web sitemizi ziyeret edenler, Gizem’in harika kurabiyelerine ve merak ettikleri detaylara aşağıdaki linki tıklayarak ulaşabilirler.

http://www.cookie-mania.net/

Herkese sağlıklı ve neşeli haftalar,hayata ve kendinize Focus’lanın!

Etiketler: , ,